9 °C
Taner BERKSOY
Taner BERKSOY EKONOMİ DÜNYASI tberksoy@pirireis.edu.tr

Adını koymadan

Yaz aylarının görece daha sakin ve gevşek geçmesine alışığız. Bu yaz da böyle olur umuduyla palamarları gevşetmeye hazırlanıyorduk. Böyle olmadı. Yaz başından bu yana özellikle bize benzer ülkelerde görüntü bozuldu, stres arttı. Ağustos ayı bu bağlamda bozulmanın daha da hızlandığı bir ay oldu. Bugün itibariyle de durum değişmiş değil. Tersine, son birkaç haftada hem bizde hem de yer kürenin diğer az gelişmişlerinde işler daha da kötüye gitti. Bu tablonun oluşumunda kuşkusuz döviz kurlarındaki değişmelerin önemli katkısı oldu. Bu ülkelerde döviz kurları bir süredir sürdürdükleri aşağı eğimli hareketi hızlandırdılar. Dolar indeksi hafta başında 95.222 düzeyine ulaştı. Bu tabloya ticaret savaşları olasılığı ile başlayan ve sonuçta yanı başımıza, İdlib’e kadar uzanan gerilimi de ekleyince yer kürenin pek de olumlu koşullar içinde olmadığını, bu koşulların hemen her yere bulaştığını görmek mümkün.

Genelde tablo böyle değişirken, Türkiye olarak biz başrol oyuncusu olma konumuzu muhafaza ettik. Türkiye ekonomisinin iktisadi dengeleri uzun zamandır bozuk. Malum, neredeyse tarihsel özelliğimiz olarak tanımlayabileceğimiz bir durum bu. Hep olduğu gibi mevcut bugünde denge durumumuz oldukça değişken. Küresel konjonktüre, bizim uyguladığımız politikalara ve bundaki disipline bağlı olarak dengelerimiz bazen düzelir bazen de hepten baştan çıkar. Denge durumumuz biraz düzelir gibi olunca rahatlarız, gevşeriz, sanki sorun kalmamış gibi davranmaya başlarız. Dengelerdeki bozulma ivmesi yükselmeye başlayınca da bunu sıkıntı olduğunun, işlerin iyi gitmediğinin işareti olarak algılarız. Sıkıntıyı ciddiye almadığımız, dengelerdeki bozulmayı yeterince algılayıp, iktisat politikası yönünü hızla değiştirmediğimiz dönemler de olmuştur.

Malum bu durumlara “kriz” deriz. Büyük bedeller ödediğimiz dönemlerdir bunlar.

Umarım yanılıyorumdur ama bu sıralarda yine böyle bir gidişata yöneliyormuşuz gibi bir halimiz var. Sanki koşulları algılamakta yavaş ve zayıf kalıyormuş gibiyiz. Kendi dışımızdaki dünyadan zaten fazlasıyla olumsuz etki alıyoruz. Jeopolitik sıkışmalar bir yana dünya ekonomisi adeta kulvar değiştiriyor gibi hareket etmeye başladı. Özellikle bizim türümüzdeki ülkelerde ekonomileri zor durumlara sürüklüyor bu. Kulvar değiştirmenin başat etkeni küresel likiditedeki daralma olacak. FED uzun yıllar devam ettirdiği” bol para düşük faiz” tercihini tersine çeviriyor.

Önümüzdeki dönemde yer küreye “az para, yüksek faiz” koşulları egemen olacak. Bu durumda faizler yükselecek, ulusal paralar değer yitirecek, büyüme ivmesi düşecek, işsizlik boyutu yükselecek, kırılganlıklar artacak.

Biz yer kürenin en kırılgan ekonomisine sahip ilk beş ülkesinden birisiyiz. Kırılganlığımız dengesizliklerimizin kabul edilemez boyutlara yaklaşıyor olmasından kaynaklanıyor. Dışımızdaki güçlerin bunda etkisi de var diyebilirsiniz. Ama dış güçlerin denge bozma gücü sandığınız kadar yüksek değil. Dengeleri içeride uygulanan genişlemeci- daraltıcı politikalar ve bunun sonucunda dengelerdeki değişmeler belirliyor. Biz seçim öncesinden bu yana ısrarla genişlemeci politikalar uygulayarak geldik bugüne. Bu hem iç dengemizi hem de dış dengemizi kabul edilebilir ölçeklerin ötesinde bozdu. Enflasyon, cari dengedeki bozulma, döviz kuru hırçınlığı ve örtülü faiz zıplaması bozulmayı yeterince gösteriyor. Özel ve kamusal borçlanma dinamiklerimizdeki bozulmaları da bu tabloya ekleyince neden kırılganlık şampiyonu olarak algılandığımızı kavramak kolaylaşıyor.

Bu resim Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu koşulların adını henüz kriz olarak koymayı gerektirmeyebilir. Ama “krize beş kaldı” konumunda olduğumuzu kabul etmemiz gerekir.

Sokaktaki adamın bunu kabul etmesi ya da etmemesi pek bir şey ifade etmeyebilir. Asıl ekonomiyi yönetenlerin bu noktada duyarlı olması, adı henüz konulmamış olsa da krize doğru gittiğimizi kabul etmesi ve bunu uygun bir dille bütün aktörlere anlatması gerekir. Öncelik güvenin yeniden tesis edilmesindedir. Ardından “şu ayda bu program, bu ayda bu proje” söylemlerini erteleyip, acil eylem politikaları paketi oluşturarak ekonomiye hızla müdahale edilmelidir. Bu süreçte tereddüt etmek ve gecikmek mevcut tabloya kriz adının konulması ile sonuçlanır. Adı konmuş kriz konulmamışa kıyasla hem daha zorlu hem de daha pahalı olur. Biz bunu yaşayarak öğrenmiş bir ülkeyiz.

Dunya.com

Güncel gelişmelerden anında haberdar olun!
dunya.com'a girmeden de haberleri takip edebilirsiniz.