20 °C
Rüştü BOZKURT
Rüştü BOZKURT BUZDAĞININ DİBİ rustu.bozkurt@dunya.com

Ege Bölgesi’nin yol haritasına ihtiyacı var

Bağyurdu Organize Sanayi Bölgesi (BAYOSB) yöneticileri, belli bir aşamaya getirdikleri bölgenin potansiyellerini tartışmak için çağırdılar. Bölgenin potansiyellerini, başka bir yazıda paylaşacağım. Bu yazıda, Batı ve Doğu Ege havzaları konusunda düşündüklerimi tartışmaya açacağım. Havzayı bir bütün olarak anlamadan, havza içindeki bir organize sanayi bölgesini anlatmak çok anlamlı bulmuyorum. Ege Bölgesi iki ayrı havza olarak değerlendirilmeli ve havzanın sorunları bir bütün içinde ele alınmalı: Batı ve Doğu Ege havzaları.

Cumhuriyet Dönemi’nde kalkınma politikaları ve onların bir ürünü olan teşvikler konusundaki talepler incelendiğinde; her il, ilçe, belde hatta köy bazında isteklerin ağırlık kazandığını görürüz. Talepler ne coğrafyanın değişmezlerini, ne de üretimde ileriye-geriye bağlantıları ne ekosistem oluşumunu ne de kapsayıcı kurumların etkilerini dikkate almıyor.

Bugünün ulaşabilirlik ve erişilebilirlik olanakları, kalkınmaya indirgemeci bakış yerine coğrafi bütünlüğü dikkate alan bakış gerektiriyor. Tarım dönemindeki Roma eyaletleri ve Selçuklu Devleti beyliklerinin Anadolu’daki örgütlenmesine dikkatle incelersek bize havza ölçekli düşünmenin yararı konusunda ip uçları verebilir.

Ege Bölgesi’nde Germeyenler, Aydınoğulları, Menteşe Beyliği ve Saruhan Beyliği egemenlik alanlarında sanayinin yapısı, karşılıklı- bağımlılıkları, verimlilikler düzeyleri, yeni ihtiyaçları analiz edilmeden geliştirilen talepler beklenen sonucu yaratamayız.

Eğilimleri kavramak ilk adımdır

Ülkemizin her yerinde olduğu gibi, Ege Bölgesi’nde yatırım yapacak iş insanları bazı yeni eğilimleri dikkate almak zorundadır:

• Emek-sermaye eksenli üretimin, yenilikçi-yaratıcı eksene kayıyor.

• Dijital teknolojinin gelişmesiyle “ürünlerin doğası” hızla değiştiriyor: Akıllı, bağlantılı ürünler ekonomik hayatı yeniden yapılandırıyor.

• Üç boyutlu baskı ve eklemeli üretim teknolojisi fiyat-maliyet-kalite, mekansal örgütlenme yapılarını değiştiriyor.

• Büyük veriyi ayıklanarak ehlileştirme, yararlı olan verileri seçme, verilerden rekabet edilebilir ürün, esneklik ve hız kazandıran metot geliştirmeden rekabet gücü yaratmamız imkansız hale geliyor.

• Teknolojinin insanın performansını artıran işlevinin dönüşerek, otomasyon, yapay zeka ve diğer uygulamarla insanın yerini alması, ucuz emek avantajını ortadan kaldırıyor, üretimin merkez ülkelerde toplanma süreci hızlanıyor. Vietnam’daki Adidas tesislerinin Almanya’ya taşınması gibi.

Üretimin nicelik ve niteliğini belirleyen yeni eğilimler, yatırım yaparken “başlangıç noktasına hassas bağlılık ilkesini” dikkate almamızı gerektiriyor. Dikkate almak da yetmiyor;” öngörme ve önlem alma disiplini” şart. Hepsinden önemlisi “ ödünsüz gözetim ve denetim mekanizmalarını işletmemiz” kaynakları etkin kulanmanın olmazsa olmazlarından biri.

Ege Bölgesi’nin somut sorunları var

Ege Bölgesi’nde seçilmiş, atanmış ve sivil insiyatif yöneticilerinden oluşan bütün aktörlerin uygarlığın bugün ulaştığı aşamayı dikkate alan bir strateji belirleyerek ve benimseyerek ortak dil kulanması gerekiyor. OSB’ler özelinde, limanlar odağında, diğer bütün fiziksel sermaye stokları oluşturulmasında indirgemeci taleplerlerin bölgeyi istenen yere getirmediğini hep birlikte yaşayarak öğrenmiş olmalıyız.

Değişen çevre, değişen olanak ve kısıtlarımızı dikkate alındığında; Ege Bölgesi aktörlerinin bütüncül bir strateji ve o stratejiye uygun talepler üretmesi gerekiyor.

Aliağa-Çandarlı-Bakırçay Havzası, Aliağa-Menemen ve İzmir Havzası, İzmir-Aydın ekseni, Aydın Havzası, Belkahve-Turgutlu ekseni, Manisa OSB’leri ve yeni ihtiyaçları, Muğla yöresi gelişmeler, Denizli hareketlenmesi, Uşak’taki oluşum, Doğu Ege Havzası’nda Afyon ve Kütahya yatırımlarındaki hareketlenme bütün olarak değerlendirilmezse, bugüne kadar sonuç alamadığımız iş yapma tarzını tekrarlamış oluruz.

Ege Bölgesi aktörleri sorunlara sürekli tartışıyor. Aliağa-Çendarlı- Bakırçay odağında, bağlantı yollarının tamamlanmamış olması, enerji altyapısı eksikleri gündemdeki canlı konular. Çandarlı Limanı’nın hizmete alınamaması önemli bin sorun; ne yazık ülke ölçeğinde konu kamuoyuna mal edilmiş değil. Aliağa limanları, Alsancak Limanı, Çandarlı Limanı ve APM, Çeşme Limanı, Dikili Limanı, Kuşadası Limanı ve benzeri limanlar konusunda herkes kendi penceresinden bakarak gerekçeler üretiyor. Çevre ülkelerdeki rakip limanları da dikkate alarak uzun dönemde rekabet gücü yaratacak bir strateji kavramı çerçevesinde koordine edilen ve kitlelerin meşrulaştırdığı ortak akılın varlığını söylersek yanıltıcı olmaz mı?

Otoyol fırsatları, demiryolu yatırımları, liman işlevleri ve OSB ihtiyaçları gerçekten objektif analizler yapılacak ortamlarda tartışılmalıdır. Tartışmak da yetmez, hem bölge insanının hem de ülke kamuoyunun tartışmalarda aktif katılımının yol ve yöntemleri aranmalıdır. Ege Bölgesi’ni bütününde ele almak, bir merkezi akıl oluşturmak gerekiyor. Başta seçilmiş yerel yönetimler, iş dünyası örgütlenmeleri ve sivil insiyatifl erin böylesi tartışmayı yapacak her türlü altyapıya sahip.

Bir merkezi sekreterya oluşturularak, Ege Bölgesi’ nin kalkınmada fiziki sermaye stoklarını, teşvik uygumalarındaki kazançlarını ve kayıplarını ayrıntı bilgisi üreterek sorgulamalıyız. Bölge aktörleri, bölgenin kendine sahip çıkmasının önemini, bu konuda ne yapılması ve nasıl yapılması gerektiğini netleştirmenin değerini; çözüm üretecek bir iş yapma metodu üzerinde anlaşmasının ivedi ve hayati bir sorun olduğunu bilerek hareket etmeli, enerjisini boşa harcamamalı. En azından bu satırların yazarı, potansiyeli olduğu halde “yerel liderlik eksikliği” nedeniyle Ege Bölgesi’nin büyük kayıplar yaşadığını düşünüyor. Meydan açık, buyurun hep birlikte tartışalım; eksiklerimizi tamamlayalım, yanlışlarımızı düzeltelim ve ortaya ciddi bir strateji, bizi hedefe ulaştıracak bir yol haritası çıkaralım.